24.06.2011 (+) Macd

Posted in Al Sinyali, Cuma Kapanışı | Yorum yapın

Batı’da Büyük Durgunluk; Güney’de Olası Çalkantılar

Korkut Boratav

19.06.2011 – 07:30

Son uluslararası krizin tamamen aşılamadığı görüşü yaygınlaşıyor. Batı’nın bir “büyük durgunluk” ortamına girmekte olduğu ileri sürülüyor. Çevre ekonomilerinde ise, metropolden kaynaklanan çalkantı olasılıkları güçleniyor.

Krizlerin ne birincisi, ne de sonuncusu… Defalarca tartıştık; gösterdik ki, burjuva iktisadı kapitalizmin, kapitalist dünya sisteminin bunalımlar zincirini bir bütün olarak kavrayamamaktadır. Buna karşılık Marksist kuramcılarca yüz yıl önce geliştirilen emperyalizm analizi, evveliyatı ve uzantılarıyla son krizin tüm öğelerine ışık tutmaktadır.

Bu perspektifi içeren panoramik bir “kriz gezintisi” yapalım.

***

Yakın geçmişle başlayalım. 1998-2001 döneminde de dünya ekonomisi bir kriz sürecinden geçmişti. O yılların bunalımları finans kapitalin çevre ekonomilerinden çıkmasıyla tetiklenmişti. Doğu Asya, Rusya, Latin Amerika ve Türkiye güzergâhını izleyen krizler zinciri, tüm uğrak noktalarında milli gelirleri aşağı çekmiş; ancak bu olumsuzluk metropol ekonomilerini etkilememişti. Krizi yaşayan “Güney” coğrafyası, büyük ölçüde IMF’nin katı, acımasız kriz yönetimi reçetelerine teslim olmuş; uluslararası finans kapitale (alacaklı bankalara) büyük boyutlu kaynak aktarımları böylece gerçekleşmiştir. Batı’nın bu kriz döneminden kazançlı çıktığı söylenebilir.

Son uluslararası krizi de “malûmu tekrar” ederek hatırlayalım: Bu kriz 2007 sonlarında Batı’da başladı; 2009 ortalarına kadar sürdü. Sermaye hareketlerindeki durgunlaşma, “tersine dönme” ve ithalat talebinin düşmesiyle çevre ekonomilerine yayıldı. Bu “yayılma” 2008 sonlarında başlayarak altı ay kadar sürdü.

Kriz içinde metropol ekonomilerinin tümünde milli gelir en azından bir yıl düşmüştür ve (Kanada hariç) hepsinde 2009 düzeyi, 2007’nin altındadır.

Buna karşılık kriz, çevre ekonomilerinin tümünü etkilemiş; ancak bir bölümünde sadece yavaşlama (büyüme hızlarının düşmesi); bir bölümünde ise küçülme sonuçları yaratarak…

Dünya ekonomisinin son iki krizinin yaygınlaşma biçimleri arasındaki fark, emperyalist sistemin asimetrik, eşitsiz yapısını ortaya koymaktadır: Çevrede patlak veren krizler, finans kapital aracılığıyla metropol ekonomilerinin lehine sonuçlar verebilmekte; buna karşılık metropolde patlak veren krizler, sistemin çevresinde yer alan tüm ekonomileri (farklı boyut ve biçimlerde de olsa) olumsuz doğrultuda etkilemektedir.

***

Metropol ekonomileri, son krizi büyük ölçüde finans kapitalin denetimi altında, talepleri doğrultusunda yönettiler. Bütçede, özel sektörde ve cari işlem dengesinde büyük boyutlu açıklar veren ABD ve Britanya başta olmak üzere tüm Batı hükümetleri hazinenin, merkez bankalarının musluklarını sonuna kadar açtılar; işsizlerden, konutlarını yitiren borçlulardan sakındıkları fonlarla bankaları, şirketleri kurtardılar; aşırı likidite genişlemesi ve sıfıra yakın faizlerle finans kapitale kaynak pompaladılar.

Emperyalizm kuramcılarının vurguladıkları bir olgu Batı’da izlenen “kriz yönetimi” uygulamalarında açıkça gözlendi: Devlet aygıtının dev sermaye grupları, özellikle finans kapital tarafından tutsak alınması…

Buna karşılık kriz ortamına kırılgan koşullarda giren çevre ekonomileri, IMF ve AB’nin katı, talep kısıcı programlarını uygulama zorunda bırakıldılar. Benzer biçimde yıllar boyunca uluslararası sermayenin katkı yaptığı dış denge sorunlarıyla karşılaşan Üçüncü Dünya ülkelerine kaskatı, ödünsüz “kemer sıkma, kamu açıklarını daraltma” reçeteleri uygulattırıldı. 2000’li yıllarda çılgın bir tüketim temposuna savrulan; emperyalist saldırganlık nedeniyle kamu açıklarını dört nala artıran; 800 milyar dolara ulaşan dış açıklar veren ABD ise hiçbir zaman IMF programlarının etki alanı içine girmedi.

Benzer özelliklerdeki metropol ve çevre ekonomileri için tamamen zıt reçetelerin gündeme gelmesine yol açan asimetrik, hegemonik ilişkiler… Yani, emperyalist sistemin geleneksel analizinin bize öğrettikleri ile bire bir örtüşme…

***

Metropol ekonomilerinde iç talepteki durgunluk sürerken finans kapitale sınırsız, ucuz likidite pompalandı ve spekülatif fonlar çevre ekonomilerindeki kâğıttan varlıklara aktı. 2010 yılından itibaren Batı’da durgunluk; Brezilya’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş bir “Güney” coğrafyasında ise sıcak para girişlerinden kaynaklanan hızlı bir balonlaşma ve bozulan dış dengeler… Bir dizi çalkantı, mini-kriz öngörüleri artıyor.

Madalyonun bir de diğer yüzü var: Kriz öncesindeki konjonktürde bol kepçe dış kaynak kulanıp astronomik cari açıklar veren Doğu-Orta Avrupa ülkeleri ile avro bölgesinin zayıf halkaları, bugünlerde IMF ve AB’nin direktiflerine teslim olarak küçülmekte; uluslararası bankaların alacakları halk sınıflarının sırtından ödenmekte; metropol sermayesine böylece kaynak aktarılmaktadır.

Geleneksel emperyalizm çözümlemesi, metropol-çevre ilişkilerinin sömürü, kaynak aktarımı ve bağımlılık öğelerine dayandığını ileri sürer. Sömürünün nicel göstergesi, çevre ekonomilerinden çıkan kâr-faiz akımlarıdır ve bu bilanço daima tek yönlüdür. (Farklı bir ifadeyle, bir çevre ekonomisi metropole daima net olarak kâr-faiz aktarır.) Sermaye hareketlerini de kapsayan net kaynak aktarımı ise iki yönlü de olabilir. Net aktarım çevre lehine dönüştüğünde ekonomik canlanmanın maliyeti artan bağımlılık ilişkileridir: 2010’dan itibaren çevreye akan astronomik sıcak para akımlarının yol açtığı gibi… Bu “güzel günler”in faturası, balon patlayıp dış borç krizleri gündeme gelince gözlenecektir: 2009’dan sonra IMF’nin istikrar programları ve AB baskıları altında uluslararası finans kapitale kaynak aktaran Avrupa’nın çevre ekonomilerinde olduğu gibi… Ve 1998-2001 krizleri içinde Asya’da, Latin Amerika’da, Türkiye’de olduğu gibi…

***

Metropolü “büyük durgunluk” içine sürükleyen kriz kapitalizmin krizidir. Bizim buralara yansıdığı, yayıldığı, biçimiyle, boyutlarıyla emperyalizmin krizidir. Emperyalizmle kâr-zarar; kazanç-kayıp bilançosu çıkarılamaz; mücadele edilir. Bugünlerde Yunanistan’da, İspanya’da finans kapitalin kendilerinden istediği bedeli ödemeyi reddeden emekçiler, gençler, meydanları işgal ediyorlar; parlamentoya saldırıyorlar ve emperyalizme karşı mücadele bayrağını açmış oluyorlar.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/bati-da-buyuk-durgunluk-guney-de-olasi-calkantilar-43710?utm_source=bulten&utm_medium=email&utm_campaign=newsletter

Posted in Alıntı | Yorum yapın

17.06.2011 (-)

Posted in Cuma Kapanışı | 1 Yorum

15.06.2011 (-)MACD

Posted in Sat Emri, Trend dönüşü? | Yorum yapın

Türkiye’ye para girişi sürecek

İş’in özeti: Yüzde 50 aldılar çünkü lüks demokratikleşti

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, seçim ertesi AKŞAM’la buluştu. Süreci değerlendiren Bali, Türkiye’nin bugüne kadar böyle bir seçim dönemi yaşamadığını söyledi ve ekledi: Ekonomik açıdan ilkesel bir yönetme tarzının tutturulmuş olduğu görülüyor. Netice olarak biz istikrarın ne demek olduğunu kötü örneklerle yaşamış bir ulusuz…

Ayfer ARSLAN
İki ay önce İş Bankası’nda genel müdürlük görevini Ersin Özince’den devralan
Adnan Bali ile seçimlerin hemen ardından dün İstanbul’daki Genel Müdürlük binasında buluştuk. AKŞAM Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya ve Ekonomi Müdürü Mehmet Ali Ergün’ü ağırlayan Adnan Bali, seçim sonuçlarını değerlendirdi ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini aktardı.

REFAH ALGISI TABANA YANSIDI
AKP’nin genel seçimlerden yüzde 50′ye yakın oy alarak birinci parti çıkmasını, ‘Herhangi bir konuda toplumu yüzde 50′de buluşturalım deseniz bunu yapamazsınız. Ekonomik kaygılar toplumu bir anlamda buluşturdu’ şeklinde yorumladı.

Bali, ‘Bunun tek ortak paydası, 9 yıldır son derece olumlu bir uluslararası konjonktürü Türkiye’ye bahşettiği bir refah algısı var. AKP de bunu çok akılcı ve yapıcı bir şekilde tabana hissettirecek kadar kapsamlı hizmetlerde bulundu. Sonuçta sokaktaki adam günlük hayata yansımasıyla ölçülü bir tavır geliştirdi. İktidar partisi, geçmişte başka yerlere oy veren insanların hayatına dokunduğu için yüzde 50′ye ulaştı. Bu dönemde irtica, laiklik gibi majör kampanyalar olmadı. Bu muhalefetçe de yapılmadı. Tamamen olgular üzerinden konuşuldu’ diye konuştu.

İLKESEL YÖNETİM TARZI ÖNEMLİ
İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye’nin bugüne kadar böyle bir seçim dönemi yaşamadığını ve popülizm yapılmadığına işaret ederek, ’2001 krizinin hemen akabinden itibaren başlayan bir politik süreç bu. Büyük ölçüde IMF ve AB ile ilişkiler anlamında daha önce kurulmuş olan ilişkilerin yürütülmesinde hiçbir sürpriz yaratmadan, o çerçevelere bağlı kalınarak yönetim tarzı sergilendi. Finans kesimi olarak şu veya bu siyasal yaklaşımdan ziyade bizi ilgilendiren ekonomik performans açısından burada ilkesel bir yönetme tarzının tutturulmuş olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu anlayışın devam edeceğini görmek istiyoruz. Netice olarak biz istikrarın ekonomiye neler kazandırdığını veya olmazsa neler kaybettirdiğini çok kötü örneklerle yaşamış bir ulusuz’ diye konuştu.

Türkiye’ye para girişi sürecek
İŞ Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, küresel ekonomilerde ne zaman stabil duruma geçileceğine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu: ‘Global kriz gelişmiş ülkelerde özellikle Avrupa’da öyle bir zorunlu tedavi süreci yarattı ki, şu anda ilacı doz olarak azaltmak veya kesmek gibi bir seçenek yok. Genişletici para politikalarının bir anda geri alınması gibi bir imkanın pek ortada olmadığı belli. O zaman bu problem görece küçültülerek çözülecek. Bu da uzun sürelere yayılacak. Bu da yeni bir konjonktür. Ama gelişmekte olan ülkeler için süreç, dalgalanma gösterdiği yerler doğru yönetilirse yeni bir büyüme imkanı demek. Çünkü eğer istatistikleriniz fazla leverage değilse, fazla kaldıraç kullanılmamış ise, ki Türkiye öyledir. Para bol, gelişmekte olan ülkelere akmaya devam ediyor. Bu yıl bizde portföy yatırımlarının dışında doğrudan yabancı yatırımlarda da bir miktar artış var. Bu süreci kesintiye uğratacak şey sert bir daraltıcı mali ve parasal politikadır. Bunun uygulanamayacağı net.’

Munzamda yeni artış beklemiyor
İŞ Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, cari açığın azaltılmasına yönelik daha önce alınan önlemlerde genel bir gevşeme hali beklemediğini, çünkü henüz onun koşullarının oluşmadığını vurguladı. İlk 4 aylık verilere göre kredilerin hız kestiğini, mayıs ve haziran verileri ile de bunun teyit edilmesi halinde ilave munzam karşılığı artışı beklemediğini belirten Bali, ‘Veya böyle devam ederse bile o zaman ilave tedbirlerle bu enstrümanın dışında daha etkili tedbirlerle gidilmesi gereği doğar. Çünkü seçim öncesinde bu anlamda çeşitlilik içeren önlemler paketi alınmadı. Şimdi seçim sonrasında bu mümkün. Böyle olunca zorunlu karşılıklara bu kadar yüklenmeyi gerektirmeyebilir. Ve ihtiyaç varsa bile başka politika önlemleri ile sağlanabilir. Yüzde 15-16′lara varmış munzam karşılığın ilave artışından bir fonksiyon öngörmek yerine daha doğrudan sonuç yaratabilecek önlemler düşünülebilir’ diye konuştu.

Yüksek ithalat Türkiye’nin en büyük yapısal sorunu
TÜRKİYE’de büyük ölçüde büyümenin ithalata bağlı olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Adnan Bali, ‘Ara malı ve yatırım malları ithalatının toplam ithalattaki payı benim öğrenciliğimden bu yana yüzde 80′lerin altına hiç düşmez. Bu şu demektir: Türkiye’de büyüme eğer yüksek olacaksa, istihdamı bu anlamda artırmayı hedefliyorsanız mutlaka bunun bir dış ticaret sonucu olacaktır. İthalat yüksek olacaktır’ dedi.

Pazar mobilizasyonu krizin etkisini azalttı
TÜRKİYE ekonomisinin krizi daha az hasarla atlatmasında en büyük etkenin pazar mobilizasyonu olduğuna değinen Adnan Bali, ‘Dışarıda  talep daralması belirginleştiği zaman Türkiye şaşırtıcı bir şekilde pazar mobilasyonunu gerçekleştirme becerisi ortaya koydu. Gerçi sonradan siyasal veya başka nedenlerle açıldığımız piyaslarda da sorunlar oluştu ama Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da. Ama şu önemlidir Türkiye’nin bir anlamda perakendeleşmiş bir inisiyatifler bütünü var. Bizde krizi derinleştirmeyen şey bu. Güneydoğu’daki tipik ilimizdeki un fabrikacılığı işiyle uğraşan bir müşterimiz Senegal’da gidip fabrika kurup Senegal’den mal satıp o buğdayı da Fransa’dan ithal edip oradan da Senegal’a satmak suretiyle iş yapabiliyor.bu kolay rastlanacak örnekler değil. Sonuç olarak bunu yapabilen yapı var orta yerde’ diye konuştu.

Hastaneler olağanüstü koşullara kavuştu
GEÇEN yıl iş gezileri nedeniyle Anadolu şehirlerine 45 bin mil uçtuğunu dile getiren Adnan Bali, Türkiye’nin sosyo ekonomik yapısındaki değişimi bu yolculukları sırasında gözlemleme imkanı bulduğunu dile getirdi. Lüksün demokratikleştiğini, artık sosyo ekonomik düzeyi düşük insanların da uçağa binebildiğini, hastanelerin olağanüstü koşullara kavuştuğunu belirten Bali, bu konuda bir arkadaşından anektod verdi: ‘Bağkur emeklisi olan babam ve öğretmen emeklisi olan anneme aylık belli bir para gönderirdim. Son 4-5 yıldır göndermiyorum. Nedeni ‘Bize yetiyor. Artık fiyatlar artmıyor. Bizim ücretlerimiz de bir yere geldi’ diyorlar.’

http://www.aksam.com.tr/isin-ozeti-yuzde-50-aldilar-cunku-luks-demokratiklesti–47452h.html

Posted in Alıntı | Yorum yapın

14.06.2011 hâlâ (+), bugün ne oldu?

1337 puanlık düşüş ?

Normal şartlarda bu tahminimizin gerçekleşmesi beklenirken, Fitch’in Türkiye ekonomisinin ısındığını ve kredi notu artışı için bir takım koşulların oluşması gerektiğini açıklaması ile dün yayınlanan cari açık verisinin ilk dört ayda 29.6 milyar dolara yükselmesinin (beklentilere paralel) hükümetin daha erken tedbirlere başvuracağına yönelik tedirginlik yaratması IMKB’ye satış getirdi.

Borsada dün yaşanan hareketler alıcı tarafının halen oldukça zayıf olduğunu gösterirken, yurtdışında devam eden negatif haber akışı “sadece bu hafta için hisse pozisyonları artırılabilir” düşüncemizden de geri adım atmamıza neden oldu. Dün Avrupa Borsaları kapandıktan sonra S&P’nin Yunanistan’ın kredi notunu üç kademe birden düşürerek dünyadaki en kötü kredi notu seviyesine indirmesi, Çin’de sabah açıklanan enflasyon verilerinde son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşılmasının Çin’in ilerleyen aylarda faiz artırımına devam edeceğinin sinyallerini ortaya koyması yurtdışı tarafında risklerin her geçen gün büyüdüğünün bariz birer göstergesi olarak görülmelidir. Önümüzdeki haftalarda ekonomi yönetiminin cari açığı düşürmek için yeni tedbirler alacağı ve bunun ekonomiyi kısmi olarak soğutacağı düşüncelerimiz nedeniyle şu an için sadece mevcut hisse pozisyonları korunmalı, hisse azaltımı için 63.300 seviyesinin altına inilip inilmediği gözlenmelidir.

Posted in Alıntı, Sat Sinyali, Trend dönüşü? | Yorum yapın

10.06.2011 Cuma Kapanışı (+)

64.000 seviyesinde yatay bir hafta.  Ne aşağı bırakıldı, ne de alışıldığı üzere, bir seçim ralisi yaşandı. Aşağı gitmemesi yukarı potansiyeli olabileceğini düşündürüyor. Seçim sonuçları  net değil galiba yatırımcılar için.

Posted in Cuma Kapanışı | Yorum yapın